2011 ÖRNEK NESİL


 Hayat bir su misali akıp giderken doğru insan olmak… Maddi dünyanın rengine aldanıp manevi dünyanın sadeliğini kaçırmak . Bu dünyada yaşadıklarımızı kar sayarken, kaybettiklerimizin farkına varamamak. İçine girdiğimiz girdaptan kurtularak örnek bir nesil olmak… Sahi nedir örnek nesil olmak?

Devamını oku: İSLAMIN SÖNMEYEN YILDIZLARI (Ayşenur POLAT)

 


“Rivayet o ki, Napolyon o ünlü Prusya seferinde zafere ulaşmış, Prusya ordusunu mağlup etmiş, karla kaplı ovada ufka doğru bakmakta.

O sırada, uzaklarda beyazlar ortasında bir şeyin hareket ettiğini fark eder. Dikkatle bakınca, bunun bir Prusya subayı olduğunu anlar. Prusya üniforması giymiş subay tüfeğiyle karda bata-çıka yürümektedir.

Yenilmiş, bitmiş, esamisi okunmayan bir ordudan geriye tek başına asker!


Devamını oku: BEN DE VARIM (Yasemin GÜNEY)

   


Üniversite için İstanbul'a geldiğimde fark ettim. Etrafımdaki insanlar, özellikle arkadaşlarım söylediğim cümleleri tekrarlatıyorlardı. Kullandığım atasözleri ve deyimler onlara farklı geliyordu bazen de sempatik buluyorlardı. Hatta bazen branşımı da işin içine katarak "Yöresel kelime hazinen İngilizce kelime hazinenden daha geniş" diye espri yapanlar dahi oldu. Onların bu tepkileri beni kullandığım cümlelerle alakalı düşünmeye sevk etti. Neden bu kadar meraklıydım ki bu sözleri kullanmaya? Sonra kalabalık bir ortamda büyümemin bunda etkili olabileceğini düşündüm.


Devamını oku: BÜYÜKLER YAPABİLSE, KÜÇÜKLER BİLEBİLSE…(Fatma TEMİR)

   


“Bismillah” diyerek kalktı yataktan. Her hayrın başı besmele olduğunu bildi; bildirdi nefsine, güne başlarken soluduğu ilk nefesine. Sabahsa günün başı, günü hayrolsun istedi ve besmele çekti sabaha, kendine ve kendine gelene. Pencereden baktı, havanın aydınlanmasına, günün doğmasına daha vardı da gün hayrını doğurmaya çoktan başlamıştı. Mahmur, uykulu ama geniş ve samimi bir gülümseme yayıldı dudaklarına banyoya doğru ilerlerken. Gülümsemenin adı: “Bismillah.”


Devamını oku: BU GÜLÜMSEMENİN ADI UBUDİYET (Ayşenur AYDOĞAR)

   


             ‘Çok bunaldım Ya Rasulallah! (sav)’ diye inledi genç,seccadesinin üzerinde iki büklüm..

      ‘Bu karanlıklar beni boğuyor,sensiz geçen bu ömür beni boğuyor.Seni söylemeyen diller,Sana çağırmayan eller beni boğuyor.’

              Nicedir gencin kalbini daraltmaktaydı bu düşünceler.. Arıyordu. Pervaneler gibi ışığı arıyordu. Ufacık bir ışık görse koşuyordu. Işık diye koştuğu ateşlerde yanmaktan yorgundu.. Arıyordu..Aslında şah damarından daha yakın olanı arıyordu. Sancılıydı arayışı ama güzeldi. Yavrusunu dünyaya getirecek olan annenin sancısı kadar güzeldi. Gecenin en koyu anının,fecre en yakın vakit olması kadar güzeldi. Sancılıydı genç. Belli ki ‘öte’lerden bir davet gelmişti…

Devamını oku: SANCILI İNCİLER ( Seda EKER )

   

Sayfa 1 / 2

Anasayfa Duzenini Sifirla