SANCILI İNCİLER

‘Çok bunaldım Ya Rasulallah! (sav)’ diye inledi genç,seccadesinin üzerinde iki büklüm..

‘Bu karanlıklar beni boğuyor, sensiz geçen bu ömür beni boğuyor.Seni söylemeyen diller,Sana çağırmayan eller beni boğuyor.’

Nicedir gencin kalbini daraltmaktaydı bu düşünceler.. Arıyordu. Pervaneler gibi ışığı arıyordu. Ufacık bir ışık görse koşuyordu.Işık diye koştuğu ateşlerde yanmaktan yorgundu.. Arıyordu..Aslında şah damarından daha yakın olanı arıyordu. Sancılıydı arayışı ama güzeldi. Yavrusunu dünyaya getirecek olan annenin sancısı kadar güzeldi. Gecenin en koyu anının, fecre en yakın vakit olması kadar güzeldi. Sancılıydı genç. Belli ki ‘öte’lerden bir davet gelmişti…

Ne var ki, bir hakikat vardı gencin yolunu kesen.. ‘Halk içinde ama Hakk’la beraber’. Bunu yapamıyordu genç. Ne zaman Hakk’a yaklaşsa, Halk onu boğuyordu. Gözlerin alıştığı günahlar, bir hançer gibi saplanıyordu sinesine, ve ne zaman karışsa Halkın içine, Hakk’ı arayan yanı can çekişiyordu.

Bu yüzden yüreği Rabbine yaklaştıkça susuyordu genç…Yalnızca Rabb’ine döküyordu içini, yalnız Efendisine anlatıyordu derdini, yalnız O’na şikayet ediyordu incinmişliğini…

Yine öyle bir geceydi…Başı mahcubiyetle önünde, gözyaşları inci tanesi misali yüzünde. Derdini anlatıyordu tek derdi ümmeti olan Peygamberine.’Ya Rasulallah(sav)’ diyordu, ben ahir zaman genciyim. İmanım bir kor avuçlarımda. Cahiliyye desem yaşadığım çağa, değil…Çünkü cahiliyyede seni bilmiyordu insanlar, gösterdiğin yolu bilmiyorlardı. Ama şimdi, bize tebliğ ettiğin hakikatlere rağmen, cahiliyyeyi aratmıyor halimiz. Ahir zamanda Müslüman olmak zor da, genç olmak daha da zor Efendim… Öyle bir savaş ki başımızda, kanlı savaşları aratıyor adeta. Okla, kılıçla, mertçe savaşmak devri bitti Efendim, ahlaktan, edepten, Sen’den yoksun kalemlerini saplıyorlar gençlerin yüreğine,bizim yüreğimize… Yara alıyor, kanıyoruz. Kanadığımızın farkında olmadan kanıyoruz. Bu aziz milleti topla, tüfekle yenemeyeceğini anlayınca zalimler, değerlerimize, inancımıza, gençlerimize göz diktiler. Bizi biz yapan her şeyle aramıza hendekler kazdılar. İşte asrın Hendek Savaşı…

Hayır! Hayır Efendim! Zalimlerin sana açtığı savaşlar bitmedi henüz. Ebu Cehil’in torunları onun bayrağını taşıyorlar tüm güçleriyle. Oysa biz, senin ‘kardeşim’ hitabının muhatapları, senin bayrağını taşırken öyle çabuk yoruluyoruz ki…Ve Ebu Cehil’in torunları atalarına öyle benziyorlar ki. Nefretleri atalarının nefretine, cehaletleri atalarının Cehil oluşuna denk. Oysa biz..? Biz sana benzemiyoruz Efendim. Halimiz haline, derdimiz derdine, gecemiz gecene benzemiyor. Bundan sonrasını anlatamadı genç..Ötesini söylemeyi yüreği kaldırmadı.Boğazına düğümledi acısını, sessizce akıttı gözyaşlarını…

 

Neden sonra kalktı, penceresini açtı genç. Derin bir nefes aldı. Derken gözleri gökyüzündeki siyah kadifenin üzerine dizilm iş inci misali duran yıldızlara kaydı. Karanlık gökyüzüne, bir süs,bir ışık gibi dizmişti yıldızları Yaradan.Sarsıldı genç…Daha dikkatli baktı.Gecenin siyahı,yıldızların ışığına mani olamıyordu. Demek en koyu karanlıklar dahi, bir damlacık ışığın karşısında diz çökmeye mahkumdu. Bir müjde almışçasına heyecanlandı genç. Tüm zamanlara, tüm mekanlara hitap eden Peygamberinin nurlu sözleri geldi aklına. Sanki birisi okuyordu ve o, bu hadisin ilk kez muhatabı oluyordu: ‘Benim ashabım,gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uysanız kurtuluşa erersiniz.’ İşte mucizenin ta kendisi! Şefkat Peygamberi, yalnızlığın ve rehbersizliğin karanlık sularında boğulan bir genci, 1400 yıl önce söylediği bir sözle teselli ediyordu. Yıldızlara baktı tekrar. ‘ Selam Sana Ey Nebi! Selamladı yıldızları ve o yıldızların ışık kaynağı olan Dürr-i Yekta’yı…

 

Gözlerini yıldızlardan alamıyordu genç. Pırıl pırıl yanıp sönen yıldızlar değil de  Ashabın kendisiydi sanki. Hanginizsiniz yiğitler yiğidi Hamza? Efendim onun dizinde uyurken yılan deliğini ayağıyla kapatan hayırlı yoldaş Ey Ebubekir,sen hangisisin? Ahlakın,cesaretin,asaletin timsali,çile günlerinin sadık yari, Ey Hatice,sen hangisisin? Ey meleklerin haya ettiği mübarek Osman sen nerdesin? Ey ehl-i beytin sultanı,Ey zühd ve fazilet sahibi,Efendimizin Fatıma’sı hangisi sensin? Sen henüz 13 yaşında,cihad aşkıyla yanıp tutuşan,küçük olduğun için Efendimiz savaşa katılmana müsaade etmeyince,15 gün gibi bir sürede İbraniceyi öğrenerek, Rasul’e katiplik vazifesiyle şereflenen dava eri Zeyd ibn Sabit,hangisi sensin? Efendimize ‘beni nasıl seviyorsunuz’ diye sorup da ‘kördüğüm gibi…’ cevabına muhatap olan, ey ilim ve takva sahibi hanım Ey Aişe,şu parlak olan da sen misin?  (r.anhüm)

Genç hasret ve hayranlıkla hatırlıyordu hepsini bir bir.Gözleri yıldızlardaydı ama sanki gönül dünyasında Ashab-ı Güzin’i izliyordu. Gencin hatırladıkları, tarihten bir sayfa değildi. Bugünün ta kendisiydi. Düşündü genç, Ashab’ın hayatı, işlenmiş bir nakış ve kendisinden sonra gelecek olan nesillere sunulmuş bir modeldi. O Kutlu Nesil, kısacık bir zaman diliminde,kıyamete kadar yaşanacak olan sıkıntının,imtihanın her türlüsüyle sınanmışlardı adeta. Kendisinden sonra gelen nesillerin ellerine bırakılmış bir şablondu ömürleri.Ve genç bir kez daha gördü ki, Efendimizin ahlakı Kur’an, o Kutlu Neslin ahlakı Efendimiz’di…

Ve nihayet bir isim dolandı gencin diline.’Mus’ab bin Umeyr’ Ah Mus’ab…Ah o idraklere sığmayan bir ömrün sahibi… Ah İslam’ın ilk öğretmeni. Değil mi ki bir başını alıp gittiği Medine’den 70 başla dönüyordu. Ah Mus’ab, ilm ve hilm sahibi aziz genç.Zenginliğin ve rahatlığın kucağından kendini, imanın derin ve zorlu sularına atmış yaşı küçük,gönlü derya… Ashabın içinde Efendisine en çok benzeyen.. Ki Uhud’da Rasul-ü Ekrem kaftanını ona giydirecekti. Müşrikler bir ağaç misali doğrayacaktı onu Muhammed(sav) zannederek…Bir kılıç darbesiyle sağ kolu kopunca ‘Çok şükür, Rasulallah’ın sağ kolu kurtuldu’, bir darbeyle sol kolu da kopunca ‘Çok şükür, Rasul’ün sol kolu kurtuldu’ diyecekti…

Mus’ab’ı düşününce boynunu büktü genç.Yutkundu.Davası uğruna şehid olduğunda Mus’ab, kendisinin yaşında ya vardı ya yoktu.. ‘Aşk’ dedi genç ‘adanmışlıkla eş’ dedi…Ne kadar aşıksan davana, o nispetteydi adanmışlığın da.Mus’ab’ın vasıflarını düşündükçe gördü ki genç, Mus’ab’ın hayatını oluşturan harfler yan yana gelince, sancıyla,hasretle beklenen o Altın Neslin önsözü yazılıyordu.

 

Bunları düşünürken utandı genç, ümitsizliğinden, iffet zor, ibadet zor,bu davayı taşımak zor deyişinden, ahir zamanda genç olmak zor,olmuyor deyişinden…’Yeter!’ dedi genç kendi kendine.’Dirilme vakti şimdi.Ey uyuyan aklım,Ey ölmüş olan kalbim,uyan!’ dedi.Dava sahibi, gaye sahibi, sancı sahibi bir gençlik hayali kurdu hep büyüklerimiz,

‘Genç Adam! Bu badirenin bahadırı sensin,

Yıllardır,hayallerde, düşlerde beklenensin..’  diyerek yolunu gözlediler bu altın neslin.’Sen neden bu çağrının muhatabı saymıyorsun kendini?’ dedi genç. ‘Anla artık,sensin beklenen..Sağına soluna bakmadan ‘Ben varım’ diyerek çık artık yola…’ Asrın insan ömrünü, insan ruhunu boşaltmaya programlanmış düzenine baş kaldırarak, kabını doldurma gayretinde olmak sana düşen.

Yetiştirmeye çalışmak kendini.Bunun sancısını çekmek.Mevlana’nın tabiriyle, tek ayağını İslam’a sabitleyip,diğer ayağınla pergel misali dünyayı dolaşmak.İlime giden yollarda toz olmak.

Ve farklı olmak, yaşantınla,duruşunla,bakışınla.Cesur olmak,düşmana karşı ilim kuşanmak.Edep zırhıyla muhafaza olmak. Öncelikle kendi ruhunda yaşadığın uyanışla birlikte,bir neslin uyanışı için çaba harcamak.Gayrette önde, ücrette geride olmak..

Her köşe başında,sinsi mayınlar misali bekleyen haramlara,zihnini bulandırmaya çalışanlara karşı,iffeti kalkan yapmak.Ve yolunda,davanda istikameti istemek Yaradan’dan.

‘Bu devirde,nasıl mümkün olur tüm bunlar?’ diye taarruza geçen nefsi, cahiliyye batağında açan Asr-ı Saadet gülleriyle sustumak..

Yorulduğun yerde, sarılmak değerlerine sımsıkı ve koşmak…

Durdu genç.Odasının penceresini kapatırken,bambaşka iklimlerdeydi artık.

‘Bütün kainat sarsılsa dahi sarsılmayan, her şeyini kaybetse bile kaybolmayan bir inancı, bir davası olursa insanın, her şey mümkün’ dedi. Tüm bunlara,tüm bu gösterilen ufuklara ulaşmak mümkün.

Gözyaşlarını silerken heyecan ve ümitle tekrarladı ,

Herşey mümkün..

Ve dahi mümkün, Mehmet Akif’in Asım’ı, Asrın Mus’ab’ı olmak

 

SEDA EKER

İsegev Hasanpaşa Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu

Marmara Ü. İngilizce Öğretmenliği 4. Sınıf

 

 

İstiklal Marşı Belgeseli

Kreşimiz Hizmetinizde

Müjdeli Haber

ŞULE YÜKSEL ŞENLER

YÜKSEK ÖĞRETİM KIZ

ÖĞRENCİ YURDUMUZ

 ÜMRANİYE' DE AÇILDI.


Anasayfa Duzenini Sifirla