BU GÜLÜMSEMENİN ADI UBUDİYET
Banyodan çıktığında hala aynı gülümseme duruyordu, abdest alırken tenine değen soğuk suyla irkilmiş olmasına rağmen. Su, uykuya dalmış bedenine dirlik verirken, abdest abidliğini hatırlattı yarı ölümden hayata dönen ruhuna. Hakkıyla eda edemediğini düşünse de tadili erkanına uydu namazında elinden geldiğince. Namazın da bir adabı olmalıydı ve buna en iyi şekilde uyulduğunda huşusuna varılacaktı elbette. Yine şükrediyordu Rabb'ine. İki damla yaşla günahını secdeye bırakırken: “İyi ki diyordu, iyi ki insanım, elim kolum sağlam. Kırık dökük de olsa Rahman adınla tamamlayacağım bir namazım var. Elhamdülillah kıldım, daha doğrusu kıldırdın. Beni bütün namazlarımda dosdoğru kıl. Dosdoğru kıldır. Amin.” Daha makbul olsun istediği duasını salavatlarla bitirirken yüzünde yine bir gülümseme. Bu sefer bu gülümsemesinin adı ferahlık ve huzur. İnsanlığın En Hakiki Bilen'i boşuna dememiş sabah ve akşam namazlarına serinlik vakti diye. Can, belki iman pazarının yaşandığı ahir zaman yangınındaki müthiş serinliğimiz. Dünyada bir damla; inşaallah ahirette cehennem ateşlerini söndürmek için okyanuslaşan bir damla.Evet bunları düşündü genç ve üstünü değiştirmek için dolabına doğru yöneldi.
Rüzgar ne güzel de esiyordu; aklında gününü kaba taslak planlarken bunu da düşündü. Mü'min tefekkür halinde bulunmalıydı her daim. İlk önce arkadaşına kitabını bırakacaktı, geçen ders çalışmak için aldığı. Sabahtan dersi vardı ve akşama kadar bir gram aralığı olmadığını farkedince erkenden bu işi halletmesi gerektiğine karar verdi. Okula gitmeden onun yurduna uğradı. İçine dert olmuştu birkaç gündür, teslim etse rahatlayacak. Arkadaşı “Çılgın mısın, bu saatte bunun için mi geldin? Sonra verirdin dostum.” dedi uykulu gözlerini ovuştururken. Kitabı verirken gülümsüyordu yine bizim genç. Gülümsemesini bir hadisle süsledi : “Mü'min kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.” Gencin gülümsemesi arkadaşına da bulaştı bir anda. Herkesin kendi bünyesinde bir ayna vardır gülümsemenin güneşini yansıtmak için, arkadaşının aynasını çevirdi bir hadisle kendine ve gülümsemesine ortak etti onu. Arkadaşı genci yollarken düşünüyordu: “Kılacağım, bugün bütün namazlarımı kılacağım.” Ama gencin, arkadaşının dünyasına attığı tohumdan haberi bile yoktu, onun kılabileceği tüm namazlardan artık payı olduğundan haberi yoktu. Hayat sürprizlerle doluydu ve kutudan ona “Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir.” hadisi çıkmıştı. Birbirlerine arkalarını döndükleri zaman bile gülümsüyorlardı ve bu gülümsemenin adı “uhuvvet”ti.
Çocuğun yüzüne yapışmış samimi gülümsemenin kaynağıydı: “(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır .” hadis-i şerifi. Aslında genç sadece çabalıyordu, çünkü biliyordu ki; yapması gerekeni yapamadığını düşündüğü zaman bile yapmaya çalışmanın da, onun yolunda atılan adımların da ibadet olduğunu; çünkü her sözü hak olan Yaradan söylemişti. Bu yüzden Mü'min ye'se düşmemeliydi, düşerse zarardaydı. Ama o düşse bile kalktığı anda devam etmesi gerektiğini biliyordu sadece. Tek yaptığı, hayatının odağına Allah'ı koymaktı. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelmişti; odakta Allah varsa, her ışık ona göre kırılıyor ve ona göre yansıyordu çünkü.
Okula vardığında dersin başlamasına yarım saat vardı. Kantine uğradı, iki çay aldı. Kütüphaneye doğru yollandı. Orada ilk rastladığı arkadaşına elindeki çayı verdi gülümserken onun gözlerinin içine. Arkadaşı şaşırmadı, yansıttı gencin gülümsemesini kendi dudaklarında. Teşekkür etti sadece, o başka bir masaya doğru ilerlerken ardından hayran hayran baktı. O bunu her sabah yapardı çünkü. Onun hareketlerine anlam veremiyordu bazen. Kendisi yüzünden geçen yıl okul birinciliğini kaybetmiş, bundan dolayı yüklü bir miktar bursundan olmuştu. Ama bir kez olsun kızmamış, küsmemiş, darılmış gibi bir davranışta bulunmamıştı. Kafası allak bullak olmuşken telefonunun ışığının yandığını gördü. Mesaj gelmişti, açtı. Çok eski bir arkadaşı ona bir hadis yollamıştı. Okurken kalbinin aydınlığı gözlerinde bir damlaya, dudaklarında bir tebessüme dönüştü. “Mü'minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O'nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.” Bu gülümsemenin adı “tevafuk”tu. Gencin, arkadaşının kalbinin titremesine vesile olduğundan haberi bile yok, o çoktan ders çalışmaya başlamıştı. Aslında arkadaşı bilmiyordu ki onun bütün hücrelerine “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini (Mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.” hadisi sinmişti.
“Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam yapmasından hoşnut olur.” Bütün ders kitaplarının ve notlarının başına bu hadisi yazmıştı. Gülümsedi kitabın sayfasını çevirirken ve bu gülümsemenin adıysa başarı olmalıydı. Sünnet başarı getirirdi iki cihanda da. Peygamberini göremese de ondan kalan hadisler ve sünnetler onun için en hakiki mürşitti. Allah'ın sevgilisinin suretine bürünürsen, ona ne çok benzersen, gerçek sevgiden hak iddia edebilirdin çünkü; layıkıyla sevmek ve Allah'a kendimizi sevdirmek istiyorsak, çizgimiz, elbisemiz sünnet olmalıydı.
Telefondan maillerini tekrar kontrol etti, gönüllü çalıştığı vakıfdan gelen maile baktı. Evet bugündü. Yetimhaneye gidip bir çocuğun gönüllüsü olacaktı. Bugün dersi öğlene kadardı ve öğlen ruhuna bir soluklanma pencersi olan namazını eda edip vakfa gidecekti. Çünkü o sevdiği peygamberi, asırlar ötesinden özlediği insan, işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek : "Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız" buyurmuştu. Sessizce tekrarladı içinden. Gözleri dolarken gülümsedi, bu gülümsemenin adı kesinlikle ümitti.
Vakıftaki işlerini halledip yurda döndüğünde annesini aradı. Bir mevzu vardı, danışmak istiyordu. Annesinden onayı alıp telefonu kapattığında, önündeki dergide “Allah'ın rızası, anne babanın rızasındadır. Allah'ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir” hadis-i şerifini okudu kalbiyle. Evet hadisler kalple okunmalıydı, gözle değil, göz yol olmalıydı, kulak yol olmalıydı, bütün azalar yol olmalıydı kalbe giden; kalbe girdi mi orda hapsolmalı ve bütün vücudumuza pompalnıp hayatımıza zuhur etmeliydi. Gülümsedi, gülümsemenin adı anneyle babaydı belki de. Bizi koruyup kollamak için gönderilmiş melekler.
Yatsıyı kıldıktan sonra gece namazında tekrar dirilmek için kurdu saatini. Bayadır ders çalışıyordu, kafası yorulmuştu. Toparladı kendini birkaç sayfa Kur'an ve mealini okudu. Çok hoşuna giden ayetleri yazdı bunun için tuttuğu defterine. Sonra kitabını aldı. Okudu Yaradan Rabbi'nin adıyla.
Yoktan var edildiği için şükrederken sağına doğru kıvrılmış çoktan uyumaya hazırdı. Gülümsedi uykuya dalarken ve bu gülümsemenin adıydı: “Elhamdülillah”
Bir gün bir hayat demektir. Güneş doğduğunda ruhumuz üflenir bedenimize, her birimizin güneşi olan canlarımızın üstüne akşam karanlığıyla ölüm çöker ve can güneşimiz batar. Bir günün nasıl olursa bir hayatın da öyle olur. Bir insan nasıl olursa, bir nesil öyle olur. Benim kalbimdeki örnek genç Allah'ın adıyla doğdu sabaha ve işte Allah'ın izniyle bir günü yaşadı, ve işte şimdi Allah'ın emriyle uyuyor. Biliyorum ki ben değişirsem biz değişiriz, çünkü İslam'da “ben” yoktur; “biz” vardır. Şahs-ı manevi olan neslin azaları sayılan her bir birey, her birimiz, her gün bir diğer günden daha örnek bir insan olarak doğmalıyız hayatımıza. Hepimizin gönlünde hadislerden oluşmuş bir örnek insan olmalı, bir hedefini gerçekleştirir gerçekleştirmez değişen ve gelişen bir örnek. İki günü eşit olan zarardaysa, her gün örneğimiz olan o hayali insana bir hadis daha eklemeli, her gün bir hadisi daha yaşamımıza katarak Alemlerin Efendisi’ne ulaşmaya çalışmalıyız. Örnek insanın adı kulluk olmalı. Yaşamın adı kul olmalı. Hayatının bir nefes, o nefesin de namazsız ezanla, ezansız namaz arasında olduğunu bilen bir insan. Bu kısa aralıkta Rabbin'i gülümsetecek ubudiyeti olan ve onun yazdığı kadere gülümseyebilecek tevekküle sahip bir insandan ümmet tadında nesiller meydana gelir. Ümitliyim kendimden, kaderimden, müslümanlardan ve Rabbim'den. Gülümsüyorum. Gülümsememin adı: “Ubudiyet.”
Ayşenur Aydoğar
İ.Ü.Eczacılık Fakültesi 3. Sınıf
İsegev Başakşehir Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu 1

