Üniversite için İstanbul'a geldiğimde fark ettim. Etrafımdaki insanlar, özellikle arkadaşlarım söylediğim cümleleri tekrarlatıyorlardı. Kullandığım atasözleri ve deyimler onlara farklı geliyordu bazen de sempatik buluyorlardı. Hatta bazen branşımı da işin içine katarak "Yöresel kelime hazinen İngilizce kelime hazinenden daha geniş" diye espri yapanlar dahi oldu. Onların bu tepkileri beni kullandığım cümlelerle alakalı düşünmeye sevk etti. Neden bu kadar meraklıydım ki bu sözleri kullanmaya? Sonra kalabalık bir ortamda büyümemin bunda etkili olabileceğini düşündüm.
Küçüklüğümden beri aile ortamında büyüklerin konuşmalarına maruz bırakıldım. Maruz bırakıldım diyorum çünkü başlarda sevmezdim. Ama büyüdükçe bana ne kadar çok şey kattığını fark ettim. Kuzenlerimle o kadar eğlenirdik ki büyüklerimizi dinlerken ezberlerdik bu cümleleri. İşte orda başladı benim bu cümlelere olan sempatim. Ve tabi ki örnek nesille olan karşılaşmam. Örnek neslimin örneği Anneannem...
Okumamış... Ya da günümüze göre okumamış. O zamanlar ilkokul 3. sınıfta mezun olunurmuş. Annemin dediğine göre dedem "Aldım çerkez kızını çekemedim nazını" türküsüyle ilkokul diplomasını almış. Böyle bir eğitim sisteminde ne kadar okumuş olabilirse o kadar okumuştu anneannem. Ama geliştirmiş kendini. Dikiş dikmekten, yemek yapmaya; tarlada çapa yapmaktan, cenaze yıkamaya; yorgan sırımaktan, ebeliğe hatta ekmek fırını yapmaya kadar her şeyi çok iyi bilirdi. Sözüm ona şimdi kurslara gidip de kendini geliştiren insanlardan çok farklı yani...
Bazen, yokluğun içinde annemleri nasıl büyüttüğünden bahsederdi. Yağmurlu bir günde, derenin öteki tarafına geçmek için dayımı nasıl sırtına bağladığını ve gözünü sakınmadan dereye nasıl yürüdüğünü anlatırdı. Bazen aldığımız kıyafetlere söylenerek " Biz diksek giymezsiniz. Biz yamasak eski dersiniz. Alıyorsunuz böyle bölük pörçük yamalı şeyleri. Dolaplar dolusu kıyafetinizi var yine bir şeyiniz yok " derdi. Komşusundan ödünç olarak kıyafet alıp kendi düğününe giyen bir neslin insanıydı ne de olsa...
Yapılan yemeği beğenmememize çok kızardı. Sonra eklerdi " Biz sizin gibiyken önümüze ne konsa yerdik. Yokluk vardı kızım... Savaş sırasında babam atın ayağını kesip yemiş, şimdi bolluk var kimse hiçbir şeyi beğenmiyor." derdi üzülerek...
Kaçta yatarsa yatsın sabah erken kalkardı. Namazını kılar, döşemesini alır bahçeye inerdi. Bizim de erken kalkmamızı isterdi. " Sabahın bereketini uykuda geçiriyorsunuz. " derdi. En çok " Tamam " dememize kızardı. Size bir şey söylendiğinde kalkıp yapın beklemeyin, zamanınızın kıymetini bilin atik olun kızım" derdi.
Torunlarını ve çocuklarını bir arada görmek en büyük mutluluğuydu. Çırpınırdı, koştururdu bizim için. Atardı yere sacını, yapardı katmerini bir yandan da isli, emektar güğümlerine su koyardı çay için... Biz doymadan acıkmazdı. Azıcık yardıma kalkışsak hem o işi bize yaptırır hem de beğenmezdi. " Ziraat cücüğü gibi yetişmişsiniz. Hiçbir şeyi bilmiyorsunuz. Ama suç sizin değil suç benim çocuklarımın. Sen otur ben yaparım diye diye her işi kendileri yaptı, alıştırmadılar sizi" diye söylenirdi. Ama bilirdik, beğenmediğinden değil daha iyi olalım diye eleştirirdi. Çünkü kendisi de yaptığı işin en iyisini yapmaya çalışırdı. Biz herhangi bir şeyle uğraşırken çaktırmadan izler, eksikliklerimizi gösterirdi. Sonra yine eklerdi o görmüş geçirmiş edasıyla ve yorgun sesiyle "El adamı ince iğnenin deliğinden izler kızım " diye.
İsrafı hiç sevmezdi. “Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz ” ayetini benimsemişti ve ona göre yaşıyordu. Sonuç olarak akşam yemeğindeki çay artsa dökmemek için komşusuna götüren bir nesli görmüştü. Eskiyen gömleklerden minder yüzü, eskiyen yün kazakları söküp yastık içi yapan bir nesli... Tarlada tabak bulmayınca ağaçların yapraklarını kullanan, ya da çamaşır yıkamak için deterjan olmayınca kül suyu kullanan bir insandı.
Anneannemi geçen sene kaybettim ama yaşadıkları ve anlattıkları aklımda. Ne kadar örnek alabiliyorum tartışılır ama birazını bari hayatıma uygularsam çok şey değişecek biliyorum. Teknolojik gelişmeler, yaşam şartları ya da farklı nedenler yüzünden belki bu kadar saf bir hayat yaşayamayız. O dönemle günümüzü kıyaslamamız da zor, ama eminim ki büyüklerimizden alabileceğimiz ve bugün bütün farklılaşmaları reddedip kendi özümüze kültürümüze dönebileceğimiz noktalar var. Örnek nesil deyince çok uzak, artık kaybettiğimiz değerleri bulamayacakmışız gibi geliyor. Ama eğer hala büyükbabanız ya da büyükanneniz hayattaysa emin olun örnek nesli görmek, bulmak, yaşamak ve yaşatmak bilgisayarı kapatmak kadar kolay, oturma odası kadar yakın. Örnek nesil batıda Avrupa’da farklı markalarda değil, bizim geçmişimizde saklı. Ne de olsa Seyit Onbaşıların, Kara Fatmaların torunlarıyız ve örnek alınacak anaların dolu olduğu bir coğrafyada, Anadolu'da yaşıyoruz...